Geçenlerde işte aradığımı buldum dediğim bir video ile karşılaştım, şöyle de bir başlığa sahip “Cambridge’de Görev Yapan Türk Akademisyenin Ülkenin Durumunu Özetleyen Sitemi”. 27 Dakikalık bu videoyu daha izlemeden bir çok tahminde bulunabilir ve tahminlerinizin büyük bir bölümünde haklı çıkabilirsiniz, çünkü benim tam olarak böyle oldu.

İzlemek isterseniz diye buraya ekliyorum;

Yazımıza dönecek olursak; Bundan 4 yıl önce, 4 arkadaş bir fikir ile yola çıktığımızda en son 14 tane iş adamının olduğu bir yerde bulduk kendimizi. Fikrin ne olduğunu söylemeyeceğim çünkü gerek yok, asıl dikkat çekmek istediğim kısım, 14 iş kişiden bir tanesinin bile bu iş için uğraşmayışı oldu. Herkes bir başkasına “iteledi”, sonra ne oldu sizce? 3 yıl sonra dünyanın bir başka yerinde tam olarak yapmak istediğimiz şey yapıldı.

Yalnız asıl komik olan kısmı, yapıldıktan sonra o kişilerden bazılarının bize dönüş yapıp hadi bunu Türkiyede yapalım demesi oldu. Asıl önemli nokta yapmak değil, “ilk” yapan olmak.

Videoda bahsedilenlerden bir örnekte ben vermek istiyorum, takip edenler biliyordur Bursa Teknik Üniversitesinde Mekatronik Mühendisliği okumaktayım, burayı puanım tuttuğu için değil, Bursada kalarak bu bölümü okumak istediğim için seçtim ki hali hazırda İstanbuldaki istediğim bölümler zaten sıralamamın altındaydı.

Hadi dedim okulda yeniyim bir “drone” ekibi kuralım, hani zaten okulun göstermiş olduğu bir başarısı yok, en azından vesile olalım. Ne oldu sizce?

Olmadı.

Bir önceki yılda bir lise ekibiyle katılarak (Uludağ Üniversitesinde okumama rağmen lise ile katıldım evet, çünkü lütfen.. memurluk diyoruz burada, zihniyet diyoruz, tüm okullarımızda aynı.) Türkiye 2.si olduğumuz yarışma için bu sefer Bursa Teknik Üniversitesiyle katılalım dedim, takım kuruldu ama bilin bakalım ne eksik? Çalışma alanı.. Neyse dedik çalışma alanını başka bir ekibin kullandığı alan ile paylaştık (sanki dededen kalan dönümlerce arazi). Bu seferde canım okulumuz bize masadır, sandalyedir, efenim dolaptır bu tür şeyleri tam 7 Ay boyunca temin edemedi. Tabikide bunları bahane ederek çalışmamazlık gibi bir şey yapmadık, gecenin bir yarısı mimarlık sınıfından ihtiyacımızı karşıladık. Bu arada eğer o masaları hala arıyorsunuz biz aldık. Aramayın.

Şimdi gecenin bir yarısı aldık dedim, evet. Hatta kimi zaman sabaha kadar oradaydık ama ohalden dolayı bunun için izin almak gerek biliyorsunuz. Peki o iznin gerekli merciden güvenliğe ulaşması sizce ne kadar zaman alır? Yürüyerek 6dk. Ama ben ekipten çıkıyorum dediğim de bile hala ulaşmamıştı. Evet kimsenin bize değer vermemesinden dolayı, yarışma drone’undan çok güvenlik ile uğraştık.

Peki efenim sonra ne oldu? Dediğim gibi ekipten tamamen kendi isteğimle ayrıldım. Tam olarak 7 Ayımı harcadığım, kimi zaman sabaha kadar uğraştığım, bir haftada toplasan 8 saat yapmayan uykuyla geçirmeme rağmen, her şeyi bıraktım. Çünkü; Eğer birileri size değer vermiyorsa, emeğinize saygı göstermiyorsa. Onlardan onu çekip almalısınız. Olurda değer verecek bir yer bulursanız da orada zamanınızı harcamalısınız, çünkü sahip olduğumuz şeylerin yanında, yerine yenisini koyamayacağımız tek şeydir zaman.

Tabi bu ayrılık sonrasında bir telefon gelmeden olur mu hiç? O da ne? Bir danışmanımız varmış yahu bizim. 7 Aydır aramayan, sormayan, bir zahmet edip odasından çıkıp gelmeyen bir memur. Burada memuru kötülemek için değil, yukarıda ki videoyu izlediyseniz eğer zihniyetin memurlaşmasından dolayı kullanıyorum, şayet bahsettiğim kişi yurtdışında da eğitmenlik yapmış ve adını “ratemyprofessors” adresinde arattığınızda öğrencilerinin verdiği yorumlara rahatlıkla ulaşabiliyor ve “memur” zihniyetini oralarda da gösterdiğini görebiliyorsunuz. Yani ben haksızsam bile, bunca öğrenci “isteksiz bir hoca” yorumunu yaparkende mi haksız? Bence hayır, öğrencilerine görede hayırmış zaten.

Ayrıldığım ekip ve hani o metrekarelerce alanı paylaştığımız diğer ekip varya, işte onlarda yarışamaya katıldı ama “uçmayan” bir drone ile katılmıştılar. Son kontrol ettiğimde yarışma konsepti değişmemişti ama bilemiyorum artık. Demek ki ayrılmakla iyi bir karar vermişim çünkü öyle bir rezilliğe öncülük edemezdim. Küçük bir not; Eeee ama bunlar ödül almış? diyebilirsiniz. Fakat kazandıkları bir şey yok, “verilmiş” bir şey var. Şayet aldıkları ödül “mansiyon” ödülü efenim. Geçen sene kazandığımız 2.lik Ödülümüzün yanında birde “mansiyon” vermişlerdi zaten bize.

Burada okuduğum okulu kötülemeye çalışmıyorum, yanlış anlaşılmasın. Kötülediğim kısım kurum değil “insanlar”. İlgisiz olanlar, çok bilmiş olanlar, yaa ne var canım onda biz onu gözü kapalı ve bir eli bağlı şekilde yaparız diyebilecek kadar ego sahibi insanlar;

O çok bilen insanlara karşı Cem Yılmaz’ın güzel bir sahnesi var, bunu hadi yap hadi şeklinde uyarlayabiliriz.

Hani çok biliyordunuz ya, hadi yapın..

Ayrıca “aptal” olanlar, nankör olanlar, hırsız olanlar (insanların zamanınıda çalabilirsiniz, bu geniş bir kavramdır).

Aptal için ayrıca bakınız (Melih Karakellenin Blogundan aldığım kısım); Türkiye dışında bu kelimenin aşağılama sayıldığı bir başka ülke var mı bilmiyorum ama Dünya üzerindeki her 3 kişiden 1’i  Ortalamanın altında zekaya sahipken, Ortalama Zeka’nın IQ-90 civarı olduğu Türkiye gibi ülkelerde, bu 3 kişiden birinin zekası maalesef, “akıllı” olarak tarif ettiğimiz bazı şempanzelerin(IQ-85) altında kalıyor. Sonuç olarak toplumda gördüğünüz tanıdığınız her 3 kişiden biri için Aptal demek bir hakaret değil, durum tespitidir. Bu insanların aptal olduğunu bilerek hayata yaklaşmak, pek çok durumda “ama niye böyle yapıyorlar anlayamıyorum?” sorunuzun cevabıdır. Öyle yaparlar çünkü kapasiteleri o kadardır. (Türkiye’nin de içinde bulunduğu dünya IQ tablosuna buradan bakılabilir: http://www.photius.com/rankings/national_iq_scores_country_ranks.html)

Ben tam bu yazıyı paylaşıcakken birde şu çıktı karşıma; “Organik Hoşaf”. O videoyu buraya eklemek istemiyorum, ilgili yerlerde ararsanız zaten çıkacaktır. Benim asıl söylemek istediğim o kickstartda (yada ne deniyorsa, bilmiyorum) hoşafın seçilmiş olması değil, hoşaf karşısındaki diğer iki proje sahibinin o derece yetersiz olması.

Sonuç olarak, Neden başarı konusunda bu kadar başarısızız derseniz eğer; Kimse kimsenin başarısını taktir etmiyor, insanlar acaba nasıl başarılı oldu diye merak etmek yerine, kıskançlık ile nasıl olabilir öyle bir şey diye yaklaşıyor. Bilmediği bir şeyde üzgünüm bilmiyorum demek yerine, üç gram fikriyle yorum yapmaya çabalıyor. Peki bunlar sadece bizim ülkemiz için mi geçerli? Hayır değil ama en çok kesinlikle bizde. Zaten can sıkıcı kısımda burası, “aptalı” bol bir ülkeyiz. Bu yüzden de başarı konusunda bu kadar başarısızız.

Not: Bu yazı hiç bir kurum, kuruluş, kişi, şahıs, gezegen hedef alınarak yazılmamıştır. Olayda adı geçen baş karakterlerin isimlerini bırakın, bölümlerinden bile bahsetmedim. Çünkü amacım birilerini kötülemek değil, içinde bulunduğum durumlardan bahsetmek ve bu durumların neredeyse her yerde başıma geldiğinden.

Not2: Blog’umda yazdığım yazıları kendime gelecekte not olması adına yazıyorum, bu yazıları okumanız için sizi zorlamadım, kimsenin zorlaması için de bir şey yapmadım. Okudunuz çünkü bunu siz istediniz. Yorumunuzu bu doğrultuda yaparsanız memnun olurum.

Kendinize iyi bakın, yeni yazılarda görüşmek dileğiyle.

2 YORUMLAR

Düşüncelerinizi paylaşın;